Balyoz sanığı 7 kişinin beraatı bozuldu

0
13
Balyoz sanığı 7 kişinin beraatı bozuldu
Balyoz sanığı 7 kişinin beraatı bozuldu

Yargıtay 16. Suç Oluşturan Dairesi, Balyoz Planı davasında 7 sanık yönünden yapılan temyiz incelemesini tamamladı.

Daire, davada, Çetin Doğan, İhsan Balabanlı, Behzat Balta, Mehmet Kaya Varol, Metin Yavuz Yalçın, Erdal Akyazan ve Belirlenmiş Küçükkılıç’a bahşedilen beraat kararını bozulmasına hükmetti.

Dairenin 14 Haziran 2021’de oy birliğiyle aldığı kararın 37 sayfalık gerekçesinin yazımı tamamlandı.

Sanıkların eylemlerinin, “teşebbüs aşamasına ulaşmayan hazırlık hareketleri kapsamında değerlendirileceği” belirli gerekçede, seminer çalışmasındaki söylev içerikleri, plan seminerinin yasal dayanağı ile icra şekline ilişkin kurumsal belgeler dikkate alındığında, sanıkların düşünce birliği içinde gerçekleşen eylemlerinin, 5237 sayılı Türk Suç Oluşturan Kanunu’nun 316. maddesinde düzenlenen “suç için anlaşma” suçunu oluşturduğu belirtildi.

Gerekçede, çekildiklerine dair savunma, delil, somut olgu ya da davranışı belirlenemeyen sanıklardan, ittifakın farkına varılması üzerine, bir kısmının emekliliğini istediği, bir kısmının da askeri şurada resen emekli edildiğinin anlaşılması karşı, sanıklar hakkında lehe-aleyhe yasa değerlendirmesi yapılarak yasal durumlarının buna göre ödev ve takdirinin gerektiği kaydedildi.

FETÖ’NÜN TSK’YE KUMPASI

Türkiye, darbe planı olduğu bahis edilen “Balyoz” adını başta Taraf gazetesinin 20 Ocak 2010 tarihli haberiyle duydu.

Dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan liderliğinde, darbe zeminini hazırlama amaçlı “çarşaf”, “sakal”, “suga” ve “oraj” kod adlı eylem planlarından oluştuğu savunulan “balyoz harekat planı” ile ilgili evrak, CD ve ses kayıtlarına ilişkin dosyaların 30 Ocak 2010’da savcılığa FETÖ üyeliğinden yargılanan Mehmet Baransu göre bavulla teslim edilmesinin ardındaki adalet süreci başlamıştı.

Devlet Emniyet Mahkemelerinin kapatılmasının ardındaki yerine kurulan özel yetkili mahkemelerde yapılan yargılama sürecinde, 250’si tutuklu 365 davalı, Silivri Hapishane içinde kurulan mahkemede savunma yaptı.

Özel yetkili savcıların incelemesinden sonra 22 Şubat 2010’da ilk gözaltılar yapıldı. İlk etapta, Çetin Doğan’ın da arasında bulunduğu 194 kişi hakkında dava açıldı.

İstanbul 10. Ağır Cinayet Mahkemesinde görülen dava, Eskişehir’de ve Gölcük Donanma Komutanlığında ele geçirildiği iddia edilen belgelerle ilgili soruşturma sonucu açılan 2 davayla birleştirildi.

250’si tutsak 365 muvazzaf ve emekli Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personelinin yargılandığı davanın birincil duruşması 16 Aralık 2010’da başlamıştı.

AYM KARARI SONRASI TEMIZE ÇIKMA ETTİLER

Mahkeme, 21 Eylül 2012’de Çetin Doğan, Özden Örnek ve İbrahim Fırtına’nın da aralarında bulunduğu 365 sanıktan 325’ini “Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini, zorla ıskat veya vazife görmekten zorla men etmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse hükümlü etti fakat “eksik teşebbüs” sebebiyle cezalarda indirime gitti.

Kapatılan özel yetkili İstanbul 10. Ağır Cinayet Mahkemesinin bu kararı, FETÖ üyeliğinden hapis cezası bölge Yargıtay 9. Ceza Dairesi heyetince de oy birliğiyle onandı.

Yargıtay kararının arkasından sanık avukatları Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu, Yüksek Mahkemenin verdiği ihlal ve yeniden yargılama kararının arkasından yargılama süreci baştan başladı.

Yeniden yargılamayla FETÖ’nün TSK’ye kurduğu kumpaslardan kabul edilen bu davanın sanıkları beraat etti.

Oysa, Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 236 davalı hakkında verdiği temize çıkma kararına, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı sanıklar Çetin Doğan, İhsan Balabanlı, Behzat Balta, Mehmet Kaya Varol, Metin Yavuz Yalçın, Erdal Akyazan ve Belli Küçükkılıç yönünden itiraz etti.

İtiraz üstüne Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da beraat kararının bozulması yönünde görüş bildirdi.

SORUŞTURMA VE DAVADA TAHSIS BÖLGE 50 ESKİ HAKİM VE SAVCI YARGILANIYOR

FETÖ’nün kumpaslarından sayılan “Balyoz”un soruşturması ve davasında ödev alan 50 eski egemen ve savcının, FETÖ üyeliği, FETÖ yöneticiliği ile “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri yorumlama”, “görevi istismar etme” ve “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından yargılanmalarına devam ediliyor.

“Balyoz planı” davasında yargılanan bir takım sanıklara kumpas kurulduğu iddiasına ilişkin esir davalı Mehmet Baransu’nun yargılanması da sürüyor.

“KANUN KOYUCU HAZIRLIK HAREKETLERİNİ DE CEZALANDIRMA YOLUNA GİTMİŞTİR”

Gerekçede, temyiz incelemesi yapılan 7 sanıkla ilgili, sanıklar tarafından da doğrulanan plan seminerine ilişkin ses kayıtları çözüm tutanaklarına yer verildi.

Çözümlere tarafından, Çetin Doğan’ın konuşmasında, seminerde oynanan “Olasılığı En Yüksek Güvenli Olmayan Süreklilik” içinde öngörülmeyen ulusal mutabakat hükümetinin kurulmasından bahsettiği aktarıldı.

Gerekçede, Tüzük Mahkemesinin sanıklar hakkında verdiği ihlal kararı ve bu karar üzerine yapılan bitmiş suçlama sonucu alınan kararlar da irdelendi.

Anayasa Mahkemesinin, ilk hükme başlıca alınan dijital delillerin niteliği ile ilgili bir değerlendirme yapmadığı, tekrar suçlama yaparak temize çıkma hükmü veren mahkemenin ise bu dijital delillerin hiçbirinin güvenilir olmadığını, böylece hükme esas alınmayacağını değerlendirdiği aktarılan gerekçede, lokal mahkemenin şahit dinleme gereğine ise hiç tevessül etmediği belirtildi.

Dijital verilerdeki çelişki ve yanlışlıklar sebebiyle verilerin hukuka tutarsız üretilmesi ya da değiştirilmesi ihtimallerinin denetlenmesinin mecburiyet olduğu vurgulanan gerekçede, fakat bu dokümanların, Tüzük Mahkemesi kararı çerçevesinde denetlenmesi cihetine gidilmeden kategorik olarak delil değeri taşımadıkları yönündeki kabulde isabet bulunmadığı kaydedildi.

Lüzum terörle mücadelenin gerekse darbe yargılamalarının, mahiyetinden kaynaklanan güçlükleri olduğu kayıtlı gerekçede, şöyle devam edildi:

“Başarıya ulaşmış bir darbenin yargılanması ne denli zor ise icrasına başlanmış bir darbenin başarılı olamama ihtimalinde bile korunan değerlere, anayasal demokratik düzene verdiği zararlar deneyim edilmiş gerçeklerdir. Bu nedenlerle kanun koyucu, esas ilkeden ayrılarak sayılı suçlar yönünden hazırlık hareketlerini de cezalandırma yoluna gitmiştir. Niteliği gereği cezalandırılan bu hareketlerle ilgili elde edilen hukuka yerinde ve tatmin edici delillerin değerlendirilmesinde de aynı hassasiyetin korunması gerekir. Huysuz halde yeterince kök salamayan kırılgan demokrasilerin, her defasında aynı şansı bulamayabileceği göz ardı edilmemelidir. Maddesel dava yönünden, soruşturma ve kovuşturma safahatında tayin almış bir kısım şahısların bilhassa dijital delillerle ilgili olarak, tespit edilmişse sorumluluklarının gereğine tevessül edilmesi ne denli hukukun gereği ise bu durumun sanıkların sorumluluklarını perdelemesine müsade vermemek de aynı gerekliliğin sonucudur.”

KABAHAT İÇİN ANLAŞMA SUÇU

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK), “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Aleyhinde Suçlar” başlıklı bölümün 316. maddesinde, “Bu suçlardan herhangi birini kullanışlı vasıtalarla işlemek üzere iki ya da daha artı kişi, bedensel olgularla belirlenen bir biçimde anlaşırlarsa, suçların önem derecesine tarafından 3 yıldan 12 yıla dek hapis cezası verilir.” hükmünü içerdiği belirtildi.

TCK’de, amaçlanan suç işlenmeden ya da anlaşma dolayısıyla soruşturmaya başlanmadan önce bu ittifaktan çekilenlere canice verilmeyeceğinin de hükme bağlandığı hatırlatıldı.

Buradaki “çekilme”nin anlaşmadan çekilme olduğu ve iradi bir davranışı gerektirdiği vurgulanan gerekçede, “Kişinin Yüksek Askeri Şurada resen emekliliğe sevk edilmesi gibi iradi bir davranıştan kaynaklanmayan fiili durumların, imkansızlıkların bu fıkra zarfında değerlendirilemeyeceğinde şüphe yoktur.” denildi.

“FIZIKSEL DELİLLER, MADDİ MESELENİN SÜBUTU İÇİN YETERLİ”

Anayasa Mahkemesi kararına konu olmayan ve sübutunda ağız dalaşı bulunmayan “olasılığı en yüksek tehlikeli senaryo”, duruşmada sanıklar tarafından da doğrulanan plan seminerine ilişkin ses kayıtları çözüm tutanakları ile plan seminerinin yasal dayanağı ve icra şekline ilişkin kurumsal belgelerin birlikte değerlendirildiği vurgulandı.

Gerekçede, oluşunda, vaka ve içeriğinde ağız dalaşı bulunmayan bu somut delillerin, maddi meselenin sübutu için tatmin edici, güvenilir ve denetlenebilir olduğunun kabulünün gerekeceği açıklama edildi.

Dairenin gerekçesinde, davaya konu seminer çerçevesinde yapılan toplantıda, “iktidardaki AK Parti hükümeti yerine milli mutabakat hükümeti belirlemek, fiziki yer ve isim belirtilmek suretiyle İstanbul Büyükşehir ve bir takım öteki il ve ilçe belediye başkanlıklarına atamalar yerine getirmek, gözaltılar ve tutuklamalar yapmak, Ulusal İstihbarat Başkanlığı dahil bürokrasinin üstteki kademelerine atamalarda bulunmak” gibi konuşmaların yer aldığı aktarıldı.

Seminerde, Çetin Doğan ve bir kısım sanıkların, Milli Emniyet Kurulu aracılığı ile hükümeti uyararak, gidişatın fena olduğunu dikte ederek, bunun sonunun iyi olmayacağı şeklinde hükümeti korkutma etmek de dahil, demokratik bir toplumda kabullenilmesi ve katlanılması mümkün olmayan ve TSK’nın atama, yetki ve sorumlulukları ile bağdaşmayan, doğrudan hükümeti zorla ıskata yönelen içerikte konuştuklarının açık olduğu kaydedildi.

Hem, bu sanıkların, planların hazırlandığına dair beyanlarda bulunarak hükümeti devirmeye dönük kastla hareket ettikleri ve bunu dobra dobra ifade ettikleri belirtilen gerekçede, bu seminer egzersiz metninin, Genelkurmay Başkanlığınca da olağan dışı görülerek bu konuda tahlil yaptırıldığı ve sonra Yüksek Askeri Şurada sanık Çetin Doğan ve bir kısım sanıkların emekli edildiği anlatıldı.

Gerekçede, şunlar kaydedildi:

“Sanıkların, anılan sözde senaryonun içerik ve yöntemlerinden ayrılarak, demokratik seçimlerle iş başına gelmiş meşru Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin görevine cebren bitirmek için 5-7 Mart 2003 tarihlerinde düzenli olarak toplanmak suretiyle, askeri bir disiplinle, son derece ayrıntılı ve ayrıntılı bir plan üstünde anlaştıkları, fakat ittifakın farkına varılması üzerine, bir kısmının emekliliğinin istediği, bir kısmının da askeri şurada emekli edildiğinin anlaşılması aleyhinde, üstünde görünen o ki plan doğrultusunda, 5237 sayılı TCK’nın 312. maddesinde düzenlenen suç yönünden, sanıkların kastının, şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıktığında kuşku bulunmasa da davranışların, suçların direkt icrasına başladıklarının kabulünü olası kılan aşamaya müncer olmadığı/olamadığı açıktır.

Bu nedenledir ama, hedef suçlar bakımından sanıkların eylemleri girişim aşamasına ulaşmayan hazırlık hareketleri kapsamında değerlendirileceğinden, anılan suçların oluşmayacağının lakin dosya kapsamı, sanıklar tarafından gerçekleştirildiği kabul edilen ses kayıtları, söylev içerikleri, plan seminerinin hukuki dayanağı ile icra şekline ilişkin kurumsal belgeler dikkate alındığında, sanıkların zihin birliği içerisinde vukuu bulan eylemlerinin, unsurları itibarıyla 5237 sayılı Türk Cinayet Kanunun 316. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu nazara alınmalıdır.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here