SOSYAL AĞ düzenlemesi neden gerekli; ne vadediyor?

0
12
SOSYAL AĞ düzenlemesi neden gerekli; ne vadediyor?
SOSYAL AĞ düzenlemesi neden gerekli; ne vadediyor?

Haber7 / Seda Vurucu

Sosyal medyada oluşturulan içeriklerin doğruluğu çoğu kez kavga konusu oluyor. Herkesi bir “içerik üreticisi” haline getiren yapısı ile sosyal ağ, kimi vakit büyük manipülasyon, dezenformasyon ve provokasyonların da aracısı.

Bu durumun öyle çok örneğini, Türkiye’de gerçekleşen kritik olaylar esnasında gördük. Diğer olaylara ait görüntü ve bilgilerin yayıldığı, çeşitli manipülasyonlarla gerçeğin sümen altı edildiği, hatta bazen gerçekle yalanın ayırt edilemez biçimde birbirine karıştığı durumlarla karşılaştık. 

öte yandan sosyal medya platformlarının “serbest” ve “nesnel” olduğu iddiasının öyle fazla defa gerçeği yansıtmadığına da tanık olduk… 

YENİ SOSYAL MEDYA DÜZENLEMESİ GÜNDEMDE 

Son dönemde Türkiye’de yaşanan sel ve yangın felaketleri esnasında ve sonrasında sosyal medyada pek çok manipülatif içerik paylaşıldı. 

Bu içeriklerin hukuki statüsü ise bir defa daha gündeme geldi ve keza milli güvenliğe hem de vatandaşların dijital dünyadaki haklarını korumaya yönelik yeni bir sosyal ağ düzenlemesi için harekete geçildi.

Buna tarafından, sosyal ağ üzerinden yalan haber yayan, sezgi operasyonu yapan ve data kirliliğine sebep olan kişilere suç oluşturan verilmesi öngörülüyor. 

Peki, sosyal medya düzenlemeleri niçin gerekli? Çalışmalarda hangi ülkelerin sosyal medya yasaları üstünde yoğunlaşılıyor? Gerçekleştirilecek düzenlemeler, kısıtlama niteliğinde mi olacak yoksa kişisel hakların korunmasını mı sağlayacak?

sosyal ağ düzenlemelerine ilişkin bu soruların yanıtlarını Gazeteci Ali Saydam, Gazeteci Avni Özgürel, Sakarya Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Mustafa Bostancı, BTK Sosyal Medya Uzmanı Abdi Baktur ile konuştuk. 

“BU KAOTİK ORTAM ‘SÖZEL TERÖR’ OLUŞTURUYOR” 

Yazılmış ve görsel medyada geçerli olan hukuki düzenlemelerin hiçbirinin sosyal medyada olmadığına göze çarpan eden Gazeteci Ali Şeffaf, bu durumun “sözel teröre” yol açtığını şu sözlerle açıklama etti: 

“Yazılmış ve görsel medyada birine hakaret, manipülasyon, kara propaganda, haysiyet suikastı yerine getirmek muhtemel değil. Bunu yapmaya kalkarsanız, karşılığında fazla ağır, yasal yaptırımlarla karşılaşırsınız. Ama sosyal medyada müstear isimle istediğiniz gibi hakaret edebiliyorsunuz ve sosyal ağ herhangi bir durumda IP adresinizi vermeyebiliyor savcılığa.  

Bu kaotik bir koşul yaratıyor. Bu kaotik etraf, benim “sözel terör” dediğim durumun oluşmasına olasılık tanıyor.” 

 “ÜLKEYİ İTİBARSIZLAŞTIRMAK, SOSYAL KAOS YARATMAK HEDEFLENEBİLİYOR” 

Sosyal medyada dolaşıma giren içeriklerin farklı amaçlarla kullanılabildiğine uyarı çeken Ali Transparan, bu konuda bir düzenleme gerçekleştirilmesi gerektiğine aksan yaptı: 

“Sözel terör, sadece bireysel adalet ve özgürlüklerin sınırlarını zorlamakla kalmıyor, bununla beraber ülkeyi de itibarsızlaştırmak, ekonomik olarak çökertmek, sosyal olarak kaos yaratmak gibi hedeflere karşın olabiliyor. 

Bu kadar yaygın yalan bilginin, bir haberin ortalıkta dolaştığı diğer bir mecra yok.

O nedenle sosyal medyada hukuki bir düzenleme yapılırken dikkat edilmesi gereken benim naçizane kanaatime tarafından iki tane husus var: 

1- Milletlerarası boyutta bu düzenlemeler nasıl yapılmış konusunu irdelemek. Hükümet yetkilileri bu minvalde Almanya, İngiltere, Fransa ve ABD’yi araştırdıklarını söylüyorlar ki bence en açıkçası o.  

2- Yazılı ve görsel basında hangi düzenlemeler, hangi hukuki yaptırımlar getirilmişse insan, toplum ve kurumlar nasıl koruma altına alınmışsa, benzer şekilde sosyal medyada, dijital ortamda da o şekilde koruma altına alınmalı.” 

 

“BU DEĞIN SINIRSIZ, GÜVENILMEZ BİR ETRAF HİÇBİR ALANDA DEĞIL” 

Sosyal medyadaki bağımsızlık alanının hiçbir alanda olmadığına Ali Şeffaf şu sözlerle işaret etti: 

“sosyal medya için bir düzenleme gerekiyor. Yahut bu sınırsız, güvenilmez ortamda hareket edilmesini bir “özgür” olarak görmenin ben insan onuruna, haysiyetine ve vicdanına şüphesiz yakışmadığını düşünüyorum. Böyle denildiği süre da “sansürcülük” ile “özgürlükleri kısıtlamak” ile suçlanıyorsunuz. Peki aynı şey görsel ve yazılmış basında geçerli yok mi? 

RTÜK bir sürü kural koyuyor. Reklamlarda bile çocuk kullanımında ya da etik kodlara dikkat edilmediğinde çok önemli cezalar alabiliyorsunuz.

Bu kadar sınırsız, güvenilmez bir etraf hiçbir alanda yok fakat burada olsun. böylece burada mutlaka bir zapturapt alınacaktır. İnsan, toplum, ülke mutlaka bir koruma altına alınacaktır diye düşünüyorum.” 

“BİRTAKIM AHLAKİ, ETİK TEDBİRLER ALINMASI GEREKİYOR” 

sosyal ağ ile ilgili sorunların bambaşka ülkelerde de farklı alanlara yönlendirilmiş sorunlara yol açtığına aksan yapan Gazeteci Avni Özgürel, bu konuda bir düzenleme gerektiğini şu sözlerle ifade etti: 

“sosyal medya, yalnızca Türkiye’nin bir sorunu değil. Dünyanın boyunca, ABD’de, Fransa’da pek fazla ülkede bir problem. Burada birtakım ahlaki, ahlak tedbirler alınması gerekiyor. 

RTÜK gibi bir kurum, bir yapılanma ortaya çıkarılması düşünülse de ben bunun da sonuç vereceğini zannetmem.  

Sadece kendi ulusal coğrafyamızda bir saldırı gerçekleştirmiyor, Türkiye dışına çıkarak oradan yapıyorlar yayınlarını. Dolayısıyla Türkiye’nin birtakım güvenlik güçlerinin bu medya adreslerini yakından takip ederek bunu engellemesinden diğer tedavi değil.” 

“PROVOKASYONA BAŞINDAN İTİBAREN KARŞI ÇIKMAK GEREKİYOR” 

Son dönemde gerçekleşen sanatçılar dayanışması, imza kampanyaları gibi faaliyetlere muhabere eden Avni Özgürel, provokasyon amacı içeren içeriklere en başından itibaren karşı çıkmak gerektiğini şu sözlerle vurguladı: 

“Ben keza karşısında birtakım bildirilerle ya da dayanışma gruplarının açıklamalarında keza de basında bunların manipülasyon amaçlı olduğunun açıklama edilmesiyle engellenebileceğini düşünüyorum.   

Nitekim Cumhurbaşkanımızın açıklamasından sonradan sanatçılar dayanışmasının heyecanını kaybettiği kanaatindeyim.  

Bu cins faaliyetlerin provokasyon amaçlı olduğunu bilen, düşünen medya mensupları, gazeteciler var. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı’nın sözlerini de beklememek lüzumlu; en başından itibaren karşı olmak gerekiyor.  

Bu noktada bir troll mantığıyla yok ama bir hassaslık mantığıyla yol almak lazım. Bir “Türkiye inisiyatifi” geliştirmek lüzumlu. Bu Türkiye inisiyatifi tabirini önemsiyorum, bunun şu parti, bu parti diye irtibatlandırılması yok; iyice Türkiye konusunda bir alınganlık olması gerekiyor.  

Afgan mültecilerle ilgili konuda da böyle düşünebilirsiniz. Zannedildi fakat bir küvetin tıpası çekildi, akın akın Türkiye’ye Afgan göçmen yağıyor. Bunların hepsine tepki belirten ya da bu konuda duyarlılıklarını, hassasiyetini yansıtan, keza olumlu ayrıca negatif yönleriyle doğru ve sağlıklı değerlendiren bir Türkiye inisiyatifi geliştirilmesi gerek.” 

“EDİTÖRYEL DENETİMİN OLMAMASI YANLIŞ İVMEYİ HIZLANDIRIYOR” 

Gerçekleşen negatif olaylarda, kamuoyunun sosyal medya üzerinden daha pozitif dezenformasyona uğradığına işaret eden Sakarya Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Bostancı, bu durumun “editöryel denetimin olmaması”ndan kaynaklandığına dikkat çekti:

“Keza bugün keza de geçmişte yaşadığımız baskı dönemlerde, ülkenin içerisinden geçtiği sıkıntılı dönemlerde maalesef sosyal medyada dezenformasyon artıyor.  

Geçmişte bu geleneksel medyada olabiliyordu belki lakin sosyal medyada herkesin paylaşabildiği bir mecra olduğu için maalesef  editöryel bir kontrol değil. Yani geleneksel medyanın o editöryel yoklama, editöryel düzenleme süreçleri sosyal medyada olmadığı için cümbür cemaat yargı sahibi herhangi bir konuda.  

Kimi süre ülkenin içerisinden geçtiği bu şiddet durumla ilgili manipüle edilmiş bir fotoğrafı, dezenformasyona uğramış bir bilgiyi veya yetersiz bir bilgiyi paylaşabiliyor. O yüzden buranın editöryel bağımsızlığının, editöryel denetiminin olmaması maalesef burada yanlış bir ivmeyi hızlandırıyor. 

“HABER ALMA ALIŞKANLIKLARIMIZ SON YILLARDA DEĞİŞTİ” 

Haber alma ihtiyacının, sosyal medya ve dijital mecralardan gerçekleştirildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Mustafa Bostancı, bilhassa Z kuşağının bu platformları kullandığına, buradaki manipülatif içeriklere karşı ise sosyal medyada bir denetleme ve düzenlemeye gereklilik olduğuna vurgu yaptı: 

“Bizim haber alma alışkanlıklarımız son yıllarda çabucak değişti. Yeni tür dediğimiz, Z kuşağı daha fazla dijital mecraları kullandığı için, iletişim ve gösteri ihtiyacını buralardan karşıladığı için haber alma ihtiyacını da buradan karşılıyor.

Yani mecra değiştirmeden olan bitenden haberdar oluyor ya da olan biten şeylere tepkisini belirlemek için tekrar benzer mecraları tercih ediyor.  

Bu noktada internet haberciliği, sosyal ağ gibi mecraların dezenformasyona karşısında fazla daha dikkatli olması gerekiyor.” 

 

“KRİTİK DÖNEMLERDE İKİ TİP DEZENFORMASYON YAPILIYOR” 

Son dönemde sosyal medyada seller, yangınlar, Help Turkey etiketi, sığınmacılara yönelik kışkırtıcı içerikler gibi konularda dezenformasyonun arttığını gösteren Mustafa Bostancı, bu gibi dönemlerde iki tip dezenformasyon yapıldığını şu sözlerle açıkladı: 

“Bu tarz kritik dönemlerde iki tip dezenformasyon ya da hatalı veri, yalan haber türü yaşanıyor ve bunları birbirinden ayırmakta fayda var. Help Turkey etiketinde bunu çok daha yakinen yaşadık.  

Birincisi dezenformasyon oysa bunu belirli birtakım örgütler, belirtilmiş baskı odakları en ince ayrıntısına kadar insanları belirtilmiş bir konuda belirtilmiş bir hedefe rehberlik etmek ya da keşmekeş ortamı meydana getirmek için kullanıyorlar. 

diğer taraftan mezenformasyon var ama bu da sosyal medya kullanıcılarının fazla da farkında olmadan örneğin orman yangınlarıyla mücadeleye katkı karşılamak için bir şey beğeniyorlar, bir şey paylaşıyorlar Help Turkey etiketinde olduğu gibi.

Sahiden bunun dezenformasyon olduğunun, ülkemizi maksat alan veya ülkemizin imajını zedeleyen bir egzersiz olduğunun farkına varmadan iyi bir şeyler edebilmek namına bunları beğenip paylaşıyorlar. Mezenformasyon dediğimiz bu durum, kötü bir maksat olmadan yapılan paylaşım. Sosyal medyada bunların hepsi maalesef yaşanıyor.” 

“SOSYAL MEDYADA DENETİME VE DÜZENLEMEYE İHTİYAÇ VAR” 

Kritik dönemlerde kutuplaşmayı, kamplaşmayı arttırmak, ülkede herhangi bir keşmekeş ortamı yaratmak için hem terör örgütleri ayrıca de birtakım güç odaklarının harekete geçtiğine değinen Mustafa Bostancı, bu durumun Arap Baharı ve benzeri olaylarda da yaşandığına uyarı çekti.  

Bostancı, sosyal medyanın olumsuz etkilerini ortadan kaldırabilmek nedeniyle hukuki bir düzenlemenin gerçekleştirilmesi gerektiğini şu sözlerle açıklama etti: 

“Bu stil dezenformasyon, manipülasyon, mezenformasyon, yalan veri, yanlış haber gibi konularda sosyal medyada bir denetime, düzenlemeye gereksinim var. 

Eylül 2020 itibarıyla sosyal medya düzenlemesi, internet mecralarında içeriklerin üretilmesi ve yayınlanmasıyla ilgili bir düzenleme geçti fakat burada aracısız olarak dezenformasyona veya yalan habere ilişkin bir düzenleme laf konusu değildi.  

Türkiye’de faaliyet gösteren dijital mecraların buradan reklam geliri elde ederken vergi vermeleri, burada bir delege bulundurmaları gibi birtakım hukuki kararların sonucunda içerik kaldırma işlerinin bir an önce yapmaları gibi dağıtılmış maddeler ya da bireysel uygulama, unutulma hakkı gibi farklı alanlara yönlendirilmiş maddeler vardı. 

Fakat günümüzde maalesef sosyal medya mecralarının en yok edici etkilerinden biri dezenformasyonun, yani yalan haberin yanlış bilginin anında milyonlar, kitleler tarafından tüketilmesi, dolaşıma sokulması, daha geniş kitlelere ulaşmasının sağlanması tehlike oluşturuyor.

Bununla ilgili Türkiye’de bir düzenleme ya da yasa değil; o yüzden de böyle bir düzenlemeye mutlaka gereklilik var.” 

“DEVLETLERİN GÖREVİ VATANDAŞLARI ‘YALAN BİLGİYE’ KARŞI DA KORUMAKTIR” 

Gerçekleştirilecek düzenlemede “açıklama özgürlüğü” konusuna dikkat edilmesi gerektiğine değinen Bostancı, kavramların birbirine karışmaması için ifadelerin net olmasının önemine dikkat çekici etti: 

“Laf konusu düzenlemede “yalan haberin önüne geçilmesi”, “yalan haberle ilgili içeriklerin fazla çabuk bir şekilde kaldırılması”, “bu içerikleri yayan, üreten kullanıcılara cezai yaptırımların getirilmesi” ve “dezenformasyon yaratan kullanıcıların, yani fena niyetlerle bunu kullananların cezai yaptırıma uğraması” gibi maddeler üstünde çalışılıyor.  

Burada da bilhassa dikkat edilmesi gereken çok ince bir denge söz konusu. Bir şey planlamak ve menetmek arasında fazla ince bir çizgi var; o yüzden burada us ve ifade özgürlüğü noktasında bu hassasiyetin korunması gerekiyor.  

“Sansür” ile karışmaması için çalışmadaki ifadenin net olması gerekiyor. Daha önce 5651 sayılı düzenleme yapılırken de “sosyal ağ sansürleniyor, bundan böyle tweet atamayacağız” gibi yine halk müziği dezenformasyon yaptılar fakat hemen yasada böyle bir şey değil.  

Var olan düzenlemeyi bile dezenformasyonla insanların tepkisini toplamayı, tepki oluşturmayı, kamuoyu oluşturmayı hedeflediler. Fakat düzenlemeyi izah etmek gerekiyor. Sahadaki paydaşlarla bir arada düzenleme yerine getirmek gerekiyor. Tüm siyasi partilerin ve kamu otoritelerinin, akademisyenlerin görüşünün alınması gerekiyor. Böyle bir şart ne değin geniş bir konsorsiyumla ortaya çıkarsa tabana ve kullanıcılara, halka açıklama yapmak o kadar kolay olur. Zaten hepimiz yok edici etkilerini deneyimliyoruz. 

Orada karşılaştığı bilgiyi veya haberi süzmeden, eleştirel bakmadan, eleştirel okumadan paylaşan, beğenen vatandaşlarımız var. Devletlerin görevi sadece vatandaşlarını birtakım afiyet sorunlarına, birtakım felaketlere, emniyet tehditlerine karşı gözetmek yok; aynı zamanda birtakım dijital mecralardan gelen dezenformasyon, yalan data gibi tehditlere karşısında da korumaktır. O yüzden bu düzenlemenin zorunlu olduğunu düşünüyorum.” 

“SİSTEMATİK VE GENİŞ KAPSAMLI BİR DÜZENLEME PLANLANIYOR” 

Gerçekleştirilecek olan yeni düzenleme ile dezenformasyona sebep olan içeriklerin önüne geçileceğine ilişkin BTK Sosyal Ağ Uzmanı Abdi Baktur, şu vurguları yaptı: 

“Yakın geçmişte bir sosyal medya düzenlemesi yapıldı. Hemen ise bu düzenlemeye ilave olarak ağırlıkta sosyal medyadaki dezenformasyon haberlerine ve bu paylaşımlara karşın bir düzenleme yapılması öngörülüyor.  

Bilhassa orman yangınlarıyla birlikte büyüyen bu dezenformasyon ve kesintisiz gündeme gelen konularla alakalı bu yönde bir düzenleme yapılıyor. 

Zaten 1 Eylül 2020’den itibaren yürürlüğe giren 5651 sayılı kanun dahilinde bir düzenleme yapılmıştı. sosyal medya platformlarının resmen delege atamaları gerekiyordu, atadılar da. Ama ofis noktasında şu an fazla yerleşik bir harmoni yok açık konuşmak gerekirse.  

Cumhurbaşkanımızın geçtiğimiz günlerde yayında bahsettiği konu da öyleydi. Daha sistematik daha geniş detaylı bir düzenleme düşünülüyor bu çalışmaya ilave olarak. Ağırlıkta da dezenformasyon içeriklerinin önüne geçilmesi için bir plan yapılıyor. BTK kanadında ise şu lahza net bir data paylaşılmadı.” 

ÜLKELERİN HUKUKI DÜZENLEMELERİ NE CINS BENZERLİKLER GÖSTERİYOR? 

sosyal medya düzenlemesi için gerçekleştirilen araştırmalarda, Almanya, Fransa, İngiltere ve ABD edinmek üzere dört ülkenin faaliyetleri üzerinde duruluyor.  

Türkiye’de yürürlüğe giren yasaların dağıtılmış ülkelerle gösterdiği benzerliğe Abdi Baktur, şu sözlerle dikkat çekici etti: 

“Bizim yasalarımız Alman yasalarıyla çok uyumlu. 1 Eylül’de yürürlüğe giren düzenleme de pek. Almanya’da yasa 2 milyondan pozitif kullanıcısı yer alan sosyal ağ şirketlerini kapsıyor; Türkiye’de jurnal erişimi 1 milyondan artı olanları.

Alman Suç Oluşturan Kanunları’na aykırı içeriklerin 24 saat içinde kaldırılması; Türkiye’de ise 48 saat içerisinde kaldırılması gibi.

Avrupa Birliği’nde daha çok terörizm taşıyan konularla ilgili bir yük var. Bu noktada bize en yakın olan Almanya ve Fransa diyebilirim. Fransa’da da benzerlikler var. Onlardaki yasalar da bizimle fazla dengelenmiş gidiyor.

Yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere Fransa’da 200 bin euro para cezası; Türkiye’de 5 milyon lira cezası var. Bunun gibi Almanya ve Fransa ile düzenlemeler benzerlik gösteriyor.  

Amerika’da zaten bu noktada muhakkak düzenlemeyle alakalı çok fazla bir içerik değil açıkçası. Amerika’daki yasa daha çok yayınlanan içeriği görüntüleyen platformlar için az daha bir muafiyet sağlıyor. Amerika’daki yasa daha fazla platformları korumaya odaklı.  

Birleşmiş Krallıkla da benzerliklerimiz var. Oraya baktığımızda da katalog suçlar, terörizm, cinsel istismar, nefret edilen şey suçu, siber despotluk gibi konularda benzerliklerimiz var. 

İlgili düzenlemede sosyal medyadaki dezenformasyon haberlerinin yayılımı, bu haberlerin kaynak odaklı ya da Türkiye’de IP paylaşımı gibi noktalarda bir alıştırma yapılacağını düşünüyorum.” 

 

“DÜZENLEME VATANDAŞIN DİJİTAL HAKLARINI KORUYACAK” 

Türkiye’de yapılan sosyal ağ yasalarının, açıklama özgürlüğüne müdahaleden fazla “mağduriyetlerin giderilmesine” yönelik olduğunu ise Abdi Baktur şu sözlerle vurguladı: 

“İnsanlar birbirlerine sosyal medya üzerinden, sahte hesapların arkasına saklanıp kolayca küfür edemesinler, birbirlerinin fotoğraflarını izinsiz olarak ifşa edemesinler, bu noktada mağdur olan halk başvurabilecekleri bir kapı bulsunlar isteniyor. Bu düzenlemenin ana amacı o.  

Bugün bir insan sosyal medya hesabı çalındığında, şikayetçi olduğunda dahi Twitter’dan, Facebook’tan, Instagram’dan yanıt alamıyor, mağdur oluyor. Eski sevgilisi, eski kız arkadaşı, eski eşi, kadının fotoğraflarını, mahrem fotoğraflarını sosyal medyada alelade paylaştığında ve buna dava açıldığında sosyal medya şirketlerinden cevap bile gelmiyor.  

Yeni düzenleme ile birlikte bunun önüne geçilmesi planlanıyordu; sanırım düzenleme bu noktada gerçekten vatandaşın dijital haklarını korumaya yönelik olacak. 

Sosyal medyada nefret edilen şey söylemlerinin artmasının, insanların birbirlerine hakaret etmelerinin önüne geçilmesi gibi.” 

 

“SOSYAL MEDYADAKİ SUÇLAR DA REEL HAYATTA KABAHAT”  

Devletin reel hayatta olduğu gibi dijital mecralarda da vatandaşların hakkını koruması yönünde sorumluluğu olduğunu Abdi Baktur, şöyle açıklama etti: 

“Bugün Instagram’da bir yorumun altına baktığımızda, herkesin o yorumun aşağıda ayrı yorumlarda bulunduğunu, bir linç kültürünün oluştuğunu görüyoruz. Artık sosyal medyada insanların birbirini linç etmesi bir popülarizme dönüştü.  

Aslında bunların önüne geçilmesi için, halk basit kolay birbirlerine hakaret edemesinler, küfredildiği zaman küfreden kim, bu fotoğrafı paylaşan kim, bunların paylaşılması, buradaki mağduriyetlerin giderilmesi amaçlanıyor.  

Ülkemizde 55-56 milyon sosyal medya kullanıcısı var. Türkiye’deki oran dünya çapına baktığımızda koskocoman bir oran.

Haliyle bu değin vatandaşın dijital dünyada hiçbir hakkının korunmaması, devlete de bu konuda bir sorumluluk getiriyor.  

Nasıl fakat gerçek hayatta devlet vatandaşların hakkını koruyorsa siz reel hayatta birine hakaret ettiğinizde bir cezası varsa bunun bununla birlikte sosyal medyada yapılanı da var. Sosyal medyada yapılan suçlar da gerçek hayatta suç. O yüzden bu suçların ortaya çıkarılması ve bu mağduriyetlerin giderilmesi nedeniyle bir çalışmanın yapılması planlanıyor.” 

KAYNAK: HABER7

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here